“Ünlü CEO’ların Sabah Rutini” Neden Bize Uymuyor?

Son zamanlarda sıkça -özellikle yabancı kaynaklardan çevrilmiş girişimcilik hesaplarında- karşımıza çıkan “Ünlü CEO’ların sabah rutini” zırvalığını bir masaya yatırmak istiyorum.

Efendim bu dünyanın en zengin insanları veya en çok kazanan CEO’ları şöyle bir sabah yaşıyorlarmış:

  1. Sabah 5.00’te kalkış.

  2. Hemen giyinip yoga veya jogging’e çıkmak.

  3. 5.45’te soğuk suyla duş.

  4. 6.00’da sabah kahvesi eşliğinde günü planlama.

  5. 6.30’da meditasyon.

  6. 7.00’de giyinme, hazırlanma.

  7. 7.30’da kahvaltı.

  8. 8.00’de iş başına geçme.

Değerli girişimci kardeşlerim, kendi işini kurmak için yola çıkan cesur ve çalışkan insanlar… Şimdi ben de sizin gibi, böyle Ünlü CEO’ların Sabah Rutini zırvalıklarını okuyup kendimi kötü hissediyordum. “Yoksa ben tembel miyim?” ya da “Yeterince çabalamıyor olabilir miyim?” deyip duruyordum.

İşin aslı, bu tür rutinleri örnek yaşam tarzı olarak bize sunan kişilerin işin arka planını bize anlatmıyor oluşları. Örneğin bu plana göre bir insanın sağlıklı şekilde uyuyup dinlenebilmesi için saat kaçta yatması gerekir? En geç 22.00’da. İyi de sizin evdeki sorumluluklarınız, aileniz, sosyal hayatınız ve çocuğu uyuttuktan sonra yapacağınız ev işleri ne zamana kalacak öyleyse?

Gelelim Ünlü CEO’ların Sabah Rutini zırvalığında sabah saatlerinden itibaren başlayan diğer tuhaflıklara.

Büyük bir şirketin CEO’su veya en zengin insanları herhalde kendi kahvaltılarını kendileri hazırlamıyor veya gömleklerini kendileri ütülemiyordur, değil mi? Ya gece çalıştırdığınız bulaşık makinesi sabaha durduğunda o makineyi boşaltma işini kim yapacak? Demem o ki, sizin hayatınızdaki sorumlulukların belirli bir çerçevesi var ve bunları arkasında bir ordu istihdam eden, hizmetçileri olan “dünyanın en zengin bilmem kaç insanı”nınkiyle karşılaştırma yoluna gitmeniz oldukça adaletsiz…

Bir başka ve belki de en büyük handikap: Böyle bir rutini çocuğu olan herhangi biri -özellikle de anne- uygulayabilir mi sizce?

Şahsen benim rutinim, gece en az 3-4 kez uyandırılıp sabah 7.00 civarı dayak yemiş gibi uyanmak ve muhtemelen kalkar kalkmaz oğlumu çişe götürmek -ya da kaçırırsa buz gibi arka balkona çıkıp oradan paspası getirmek ve çiş temizlemek- oluyor. Bu dediğimi özellikle evden çalışan anneler çok yakından hissedecektir; çocuğunuzun olduğu yerde, kendi isteklerinizi öne koyamazsınız. “Sen şurada oyna ben bir meditasyon yapacağım” diyemezsiniz. Akşam işinizi erken bitirirsiniz, çünkü çocuğun okuldan alınması ve akşam yemeği yapılması gerekir -tabii evde aşçınız yoksa-. Buradan anlıyoruz ki ya o en zenginlerin çocuğu yok, varsa da ya yaşları lise çağında ya da evde bir takım Fransız mürebbiyeleri kol geziyor. Ama bu önemsiz (!) detayı nedense o çok havalı ve çok bilmiş paylaşımlarda göremiyoruz!

Diyeceğim o ki, bırakın bu boş işleri…

Yanlış kişileri, eksik bilgilerle örnek almak sizi sadece kendi kendinize karşı mahcup ve kötü hissettirir. Sizin kendinizi kötü hissetmeye değil, özgüveninizi geliştirecek olaylarla ve yorumlarla karşılaşmaya ihtiyacınız var. Zaten bütün hayatın yükü üzerinizdeyken ve gece 01.00’lere kadar Kosgeb eğitimi alıp aynı anda mail cevaplamaya ve lavabo temizlemeye çalışırken Ünlü CEO’ların Sabah Rutini zırvalığına uyup da sabah’ın 05.00’inde kalkmaya falan sakın uğraşmayın. Kendinize yazık eder, erken yaşta tükenmişlik sendromuna girersiniz.

Siz, zaten yeterince güçlü ve değerli varlıklarsınız; sırf o gönderileri kafaya taktığınıza göre gayet de iyi gidiyor ve çabalıyorsunuz. Hepinize, kendimiz olma cesaretinin bol olduğu ve kendi “rutin”lerimizi oluşturma şansı verilen günler dilerim.

Copyright Nil Yalçınkaya