Oksitosin (Oxt) Nasıl Başladı ve Nereye Gidiyor?

7 yıl daha benimle olacak, canım markam.

Galiba benim de yarı cortlamış, yarı hortlamış ama şekil değiştirerek yeniden gündeme gelmesi muhtemel projemden bahsetmenin zamanı geldi. Gelin, Oksitosin (Oxt) nasıl başladı ve nereye gidiyor en başından sizlere anlatayım.

Bu aralar soranım çok: “Nil, senin bir iş vardı, neydi adı… Hah! Oxy miydi, Oxt miydi, Oksitosin mi neydi… Nasıl gidiyor orada işler?” Sağ olsunlar, Oksitosin (Oxt) nasıl başladı ve nereye gidiyor merak ediyorlar. Yorgunluktan bitap düştüğüm, beş parasız kaldığım ve pek çok arkadaş buluşmasını reddettiğim bir sürecin ardından bu soruyu sormakta haksız değiller. Bana bir şeyler oluyor, Oksitosin’in ne yaptığı tam anlaşılmıyor ve ben de bu konuya bir açıklık getirmeye hazır hissediyorum sanırım.

Oksitosin yok iken, develer tellal pireler berber iken…

Yılların hayali olan “Freelance çalışma konusunda bir şeyler yapmalıyım” düşüncesi ilk filizlendiğinde ortada daha ne Bionluk vardı ne bir başka girişim. “Havadar Atölye” diye bir şey düşünmüştüm ve amacım insanlara sadece grafik tasarım değil, her türlü sanatsal/zanaat gerektiren faaliyet için uzman bulabilecekleri bir platform oluşturmaktı. Fotoğrafçılar, video kurgu uzmanlarından tutun da özel tasarım seramik yapanların bile sipariş alabilecekleri bir platformdu bu… Düşününce ne tatlı geliyor kulağa değil mi? Ama sonra baktım ki bu platformun yazılımı için ciddi para gerekiyor ve karşımda bir tane bile örnek gösterebileceğim yapılanma yok, başladım çözüm yolu aramaya…

Uzun sözün kısası, bulamadım.

Freelance çalışma dönemim.

Gel zaman git zaman, ben de işi bıraktıktan sonra freelance metin yazarı olarak çalışmaya başladım ve freelance çalışma dünyasındaki eksikleri fark ettim. Firmalar freelancer’lara henüz güvenmiyorlar, freelancer’lar ancak çok ucuz fiyatlara, sürümden kazanabiliyor ve çoğu ödeme almakta zorlanıyordu. Daha kötüsü, freelancer’lar çok ama çok yalnız çalışıyorlar ve büyük projeleri kaçırıyorlardı; klasik yapılanmalı, kendi maaşlı çalışanları, havalı ofisleri olan klasik reklam ajansları ise rekabet avantajına sahipti ve paralı müşterileri hop diye yutuveriyordu.

O zaman, firmalara daha bir “güven” vermek adına, tüm freelancerlar bir ajans çatısı altında toplanabilse nasıl olur diye düşünmeye başladım. İstanbul’da bunun bir adı varmış zaten; “platform ajans” deniyormuş. Ajans başkanı ve üç beş kilit eleman dışında ajansın içerisinde alışılageldik dizi dizi iMac’ler falan olmuyor, müşteriye ve projeye göre uzmanlar toplanıyor ve iş bitince dağılıyor. Daha yakın zamanda buna benzer bir terim daha öğrendim; Hollywood Modeli İş. Film çekileceği zaman her konunun uzmanı prodüksiyon firması tarafından toplanıyor, iş bitince dağılıyor. Sorarsanız işi kim yaptı, prodüksiyon firması. Peki firmanın bir maaşlı, daimî ekibi var mı, yok.

Meğer eleman alma meselesi, bizim sektörün kanayan yarasıymış…

Çok fazla eleman almış bulunduğu için kaç yeni müşteri alırsa alsın karlığını bir türlü artıramayan, “neden bu kadar büyüdüm ki” diye başını taşlara vuran pek çok ajans başkanının da freelancer’larla daha güvenilir bağ kurmak suretiyle çalışmak isteyebileceğini öğrendim. Çalışanların maaşlarının düşük tutulduğu, SGK’ların asgari ücretten yapıldığı, mesai saatlerinin başkan tarafından belirlendiği tatsız mı tatsız çalışma şartları da grafik tasarımcıları, metin yazarlarını tatmin etmiyordu tabii.

Tüm bunlar beni bir yere götürdü: “Uzmanlardan oluşan bir ağ tasarlasam?” dedim.

Düşünürken, ismi de Oksitosin olsun dedim; bağlılık, sevgi, şefkat hormonu. Bu ağın zamanla hayata geçecek online platform kısmında uzmanlar projeye göre kendi ekibini kurabilir ve birlikte çalışabilirlerdi. Müşterilerinden ödemeyi, pazaryeri yöntemi ile alabilir ve paydaşlara dağıtabilirlerdi.

Oksitosin’in kısaltması Oxt ismi için başvuru yaptığımda yıl 2018, aylardan Ocak’tı ve bütün enerjimi bu uzmanlar ağını manuel şekilde, eş dostu bir araya getirerek oluşturmaya adamıştım. Tanıdığım web tasarımcı birkaç arkadaşım, grafik tasarımda bugün ortağım olan Gökhan Aygün ve başka konularda bize katılması olasılığı olan ama vazgeçen diğer uzman isimler…

5-6 kişiden oluşan bir ekip için fena işler almıyorduk, ama hala kendimize ajans demek zordu. Ben müşteriye Oxt adıyla gidiyordum ama ne olduğumuzu anlatmakta güçlük çekiyordum. Ajansız desem, doğru değil, tek kişiyim ve şahıs şirketi faturası kesiyorum. Ofisim bile yok ve en önemlisi de müşterinin görmeye alıştığı “maaşlı çalışan” bir ekibim yoktu. Daha ziyade, “uygun kişileri bir araya getiren bir danışman” pozisyonundaydım. Ama yanlış bir intiba ile anında “ajans başkanı” görünümünden “ucuz freelancer” imajına kayabiliyordum ve bu durumda müşteriyi kaçırıyordum haliyle.

En korktuğum soru, “Sizin ajansta kaç kişi çalışıyor” veya “Biz size gelelim, ofisin konumunu atar mısınız?”lar idi çünkü biz bambaşka bir yapılanmanın içindeydik. Herkesin kendi ofisinden çalıştığı bir düzende toplantı yaparken bahsi geçen kişilerin ortamda olamaması büyük problem olabiliyor, müşteri ille de tanışmak isteyebiliyor.

Oksitosin için pilot uygulama ve ilk ekiplerin kurulması…

Benim arada olmadığım, herkesin kendi müşterisini bulduğu ama sadece komisyon kazancı elde ettiğim bir site kurmakla bu sorunu çözebileceğime kanaat getirdim. Ve pilot uygulama için kolları sıvadım. Bu versiyonda (sanırım Beta versiyonu demem lazım 😊 ) eşleşmeleri ben yapacaktım çünkü diğer için bir sistem kurmak oldukça maliyetliydi. Sonradan beni ortada bırakacak yazılımcı arkadaş ile çalışmamı tamamladım ve “ekibe katılın” diyen ilanlarımı verdim. (Böyle anlatınca çok kolay gibi geliyor ama aylarca tek başıma geçirdiğim acılı bir süreçti. Alan adımı defalarca kez değiştirdim, yurt dışına yönelik bir yapılanma olsun deyip vaz geçtim, onca sonuçsuz ilan verdim, vesaire…)

Bu süre zarfında bir konuda çok başarılı oldum. O da dünya tatlısı insanlardan oluşan 6 takım kurmayı başarmış olmamdı. Her bir takımda bir grafik tasarımcı ve bir metin yazarı eküri olarak eşleşiyor, bu 2’şer kişi diğer bir 2’şer kişilik takımla büyük bir takımı oluşturuyor ve başlarında da onlara müşteri kazandıracak birer müşteri temsilcileri bulunuyordu. Yani her Oxt takımı, 5 kişiden oluşuyordu.

Derken, ilk ve en korktuğum konuda zorluklar baş gösterdi: Müşteri temsilcilerinin müşteri bulamaması.

Bunu başaramayınca, tamam deyip dizginleri devraldım ve ben müşteri aramaya, teklif vermeye başladım. Müşteri temsilcilerimizin bazıları tam zamanlı işlerde çalıştıkları için hızlı davranmamız gereken iletişim kurma süreçlerinde sorun yaşadık. Artık kabul etmeliydim, müşteri temsilcili sistem fikri tutmamıştı. Ya da ileride bu kişilerin maaşlı olması gerekecekti.

Uzun lafın kısası, bir süre sonra parasızlığa dayanamadım ve Oxt için görüşme yaptığım müşterileri öncelikle kendime bağlamaya başladım. “Kaldıramayacağım kadar çok müşteri gelirse, Oxt ekiplerine aktarırım” diye bir karar aldım. Zaten müşteri akışı öyle çağlayan gibi olmadığından, tek tük gelenlere de bizzat kendi adımla ve ortağım Gökhan ile cevap vermeye başladık.

Şubat ayının sonunda sağlık durumum “erör” verdi.

Söylememe gerek yok, tabii bu sırada Oxt ekiplerinde yaşanan yaprak dökümü ve hala tek bir müşteri bile kazandıramıyor oluşum beni ciddi anlamda strese soktu. Panik olmuş bir tay gibi bir oraya bir buraya dönmeye, Oxt için bir çıkış yolu aramaya, yeni bir isimle tekrar mı denesemlere ve sabahtan akşama değişen, kafamın içinde uçuşan fikirlere göğüs gerdim. Daha doğrusu stresin darbesini göğsüme değil, karnıma yiyip durmuşum; çünkü aniden başlayan, evden çıkamayacağım kadar şiddetli bir halsizlik ve depresyon belirtileri sonucunda kansızlık sorunum olduğunu öğrendim. Kansızlığın nedeni de bütün midemi kaplayan bir gastrit ve üstüne reflü… Sebebi ne? Tabii ki de kendimi tanıyorsam, “stres”.

Tedaviye başladım.

Peki bundan sonra ne olacak?

Keşke bilsem. Artık baktım ki rasyonel yöntemlerle strateji belirleyip yönümü çizmekle başarılı olamıyorum, çareyi cep telefonuna yüklenen fal uygulamalarında bile aradım. Aklımda birkaç güzel fikir olsa da şu Wu Wei’yi okuduğumdan beri acele etmek yerine akışına bırakmayı deniyorum. Yeni bir şeyler yapmamak, önümdeki işlere odaklanmak ve oxtbranding’i tamamen kapatıp kaçmamak için adeta kendimle mücadele ediyorum.

Bir yandan da değişen dünya düzeni konusunda okumalar yapıyorum. Freelance veya bağımsız çalışmanın ister istemez yaygınlaşacak olması, fütürist Ufuk Tarhan’ın bahsettiği “T-İnsan” tiplemesinin önemi, bireysel markalaşmanın şirket markalaşmalarının önüne geçtiği gerçeği gibi konulara kafa yoruyorum.

Oksitosin bugüne kadar çok evrildi, evet. Ama bu tekrar evrilemeyeceği anlamına gelmiyor. Freelancer’lar konusunda bir şeyler yapmak gerek, sadece bunun nasıl olacağını henüz bilmiyorum. E-postama hala (hiç ilan vermediğim halde) yağmur gibi yağmaya devam eden freelance iş başvurularının bir sonuca bağlanmasını, onlara “merak etmeyin, sizi de aldık, artık şöyle çalışacağız” diyebilmek istiyorum.

Ekibime katılan ve bana güvenen o güzel insanları da yüz üstü bırakmayacağım elbet, Oxt’nin yeni evrildiği versiyonda onlara ekmek kapısı açacağım.

Hayırlısı diyorum…

Merak edenler için Oksitosin Branding’in web sitesi.

Copyright Nil Yalçınkaya